Lavinya Dergisi
MUTLU OLMA SANATI
‘‘Başkalarının gözleri hapishanelerimiz; düşünceleri ise kafeslerimizdir.’’ -Virginia Woolf
Bertrand Russell, kısaca 20. yüzyılın en etkili filozoflarından biri olarak kabul edilir ve onun "Mutlu Olma Sanatı" (Orijinal adıyla The Conquest of Happiness) adlı eserinde bahsettiği üzere mutluluğun peşinde koşmanın ayrıca onu elde etmenin yollarını kitap boyu sizinle birebir tartışır; her ne kadar bu patikada sizin sonunda gerçekten mutlu olacağınızı düşünmese de, buna inanır.
Ve bilirsiniz ki, inanmak; başarmanın yarısıdır.
Kitaba baktığınızda, mutluluk; bireyin içsel ve dışsal faktörlerle uyum içinde yaşamasıyla elde edilmektedir. Yani, mutluluğu bireyin kendi doğasına uygun yaşaması, diğerleriyle sağlıklı ilişkiler kurması ve kendi zihinsel sağlığını koruması olarak tanımlar. Bunlara ek olarak; mutluluk, bireyin kendi yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetmesiyle de elde edilir ayrıca kendi doğasına uygun yaşamak, bireyin kendini gerçekleştirmesi için gereklidir, kişinin başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurması ve toplumsal bağlarını güçlendirmesi gerektiğini belirtir, bir başka deyişle kitabın ilk kısmını oluşturan konu aslında mutsuzluğumuzun altında yatan sebeplerimizdir. Bu bağlamda Russell, olumsuz düşüncelerden ve gereksiz kaygılardan uzak durmanın, bireyin iç huzurunu sağlamada önemli olduğuna değinmektedir.
Bir başka perspektiften bakıldığındaysa, mutluluğumuzun önündeki en büyük engellerden bazılarını kıskançlık ve rekabet, gereksiz kaygılar, toplumsal baskılar ve olumsuz düşünceler olduğundan da bahseder. Hissedilen her kıskançlık ve rekabet duygusu, toplumsal baskılar bireyin mutluluğunu ciddi şekilde engeller.
Başkalarının başarılarına odaklanmak yerine, kendi başarılarını ve ilerlemelerini takdir etmek gerektiğini belirtir çünkü diğer türlü bu duygular bireyin iç huzurunu bozar ve kendisinde sürekli bir tatminsizlik hissi yaratır, kıskançlık bir yana diğer olumsuz düşünceler de bireyin mutluluğunu elbette ki engeller ve zihinsel sağlığını bozar.
Özünde kitap bizlere der ki, bu tarz düşüncelerden uzak durmak demek pozitif düşünce alışkanlıkları geliştirmek ve pekiştirmek demektir.
Diğer bir yandan, biz insanların içselleştirmiş olduğu; beğenilme arzusu, doyumsuzluğu ve beklentileri dahilinde hissettiğimiz ve aşmaya çalışsak da aşamadığımız (engeller demek istemiyorum) duygularımızı, kendimize dönüp baktığımızda orada olmalarının verdiği huzursuzlukla yaşıyoruz. Bizler, Russell’ın bize anlatmak istediği gibi; belki de bu duyguların yaşamalarına en sonunda yine biz izin veriyoruz, istesek de istemesek de.
Onlardan kaçmayı, yok etmekten daha kolay bir seçenek olarak gördüğümüzden tekrar aynı duygulara kapılıyoruz. Ve yine bu yüzden; asla bir düzlüğe çıkamıyor, boğuluyoruz.
En sonunda dönüp dolaşacağımız tek yer, kafamızın içerisindeki o tilki; kendimizden ibaret olmalı çünkü hayatta bir yan karakter olarak değil, ana karakter olarak kendimiz yaşıyoruz.
Bertrand Russell’ın da kitabında yazmış olduğu gibi,
“Mutlu bir yaşam, büyük ölçüde sakin bir yaşam olmalıdır; çünkü gerçek neşe ancak sakin bir ortamda var olabilir.”
