Lavinya Dergisi

BİR AVUÇ MERMER TOZU
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Michelangelo, Rönesans döneminin en ünlü heykeltıraşlarından biridir. Mermerle çalışırken taşa yalnızca bir kaya parçası olarak bakmaz. Ona göre heykel, mermerin içinde zaten vardır. Sanatçının görevi ise fazlalıkları sabırla uzaklaştırarak taşın içinde saklı duran figüre ulaşmaktır. Çekiç ve keskisiyle mermerin gereksiz kısımlarını tek tek alır; zamanla taşın ardındaki biçim belirginleşir. 

Rivayete göre Michelangelo, Davut heykelini tamamladıktan sonra ilginç bir eleştiriyle karşılaşır. Heykeli inceleyen Piero Soderini, Davut’un burnunun fazla büyük olduğunu söyler. Michelangelo bunun üzerine iskeleye çıkar. Elindeki keskiyle burnun üzerinde çalışmaya başlar. Birkaç kez keskiye vurur ve avucundaki mermer tozlarını yere serpiştirir ama aslında buruna hiç dokunmaz. Bir süre sonra iskelenin merdivenlerinden iner ve Soderini’ye heykeli yeniden gösterir. Soderini Davut’a bakar ve bu kez burnun çok daha güzel olduğunu söyler. Oysa Davut’un burnunda hiçbir değişiklik olmaz. Değişen, Soderini’nin bakışıdır.

Belki de hikâyenin asıl düşündürücü tarafı burada başlar. Çünkü bir şeyin kıymetli olduğu söylendiğinde ona daha dikkatli bakılır. Bir eserin önemli olduğu öğrenildiğinde ayrıntıları daha fazla fark edilir. Bir eşyanın pahalı olduğu bilindiğinde, ona verilen anlam bile farklılaşır. Bu yüzden yalnızca ortaya konulan şey değil, onun nasıl anlatıldığı da önemlidir.

Bir fikrin, bir emeğin, bir ürünün ya da bir insanın sahip olduğu özellikleri karşı tarafa hissettirebilmek, en az onları üretmek kadar değerlidir. Çünkü bazen mesele, elindekinin ne kadar kıymetli olduğundan çok, o kıymeti karşısındakine nasıl hissettirdiğidir.

Michelangelo’nun hikâyesinde Davut’un burnu değişmez. Değişen, ona bakan göz olur.