Lavinya Dergisi

GÜZEL AMA...
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

“Sanat için sanat.” veyahut “Toplum için sanat.” tartışmaları hala süredursun, bilinmesi gereken bir gerçek vardır dünyada. Yeteneği geliştirmek, öğrenmek, faaliyete geçirmek, kültür eserleri öyle gökten zembille inmez yere. Belli bir birikimin sonucu olarak ortaya çıkar. Bazı sanat eserlerini görünce insanoğlunun içinden aynı şey geçmemiş midir? “Bu basit, ben de yaparım, ne olacak?” ama gerçek hiçbir zaman göründüğü gibi değildir. Sanatla uğraşmak birinin önünde ilk kez çıplak kalmaya benzer. Çizdiklerinizi, yazdıklarınızı, bestelerinizi, kısaca eserlerinizi beğeniye sunmak zahmetlidir ve cesaret gerektirir. Manet, The Beatles, Stephen King reddedildi, herkes edilebilir. “Yeterlilik ve maharet” onu kullandığınız zaman önem kazanır. Sanat hayal gücünden ve sevgiden gelir, bir şey yapma sevgisinden. Beyindeki çöpleri karıştırmayı gerektirir, bu uğurda kariyer yapmak çok az kişiye nasip olur. İstek içtense, susturmadan kalp dinlenmelidir. “Ne var ben de yaparım.” cümlesini kuranlara “Buyurun!” cevabı verilmelidir. Nitekim kazın ayağı öyle değildir! “Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim de bir ruhum olduğunu öğrettin.” satırlarını günümüze taşıyan Kürk Mantolu Madonna romanıyla Sabahattin Ali, bugün dahi ruha dokunmaz mı? Kıymeti sonradan anlaşılan nice kalem misali; Nick Drake, yirmi altı yaşındayken ağır depresyon sonucu yaşamına son vermiş olsa bile, ölümünden yıllar sonra “Pink Moon” başta olmak üzere birçok müzik parçası övgü almadı mı? Oscar Wilde, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelip tam bir zıtlık içinde ölmedi mi? Fakat ölümünden sonra Londra’nın en popüler oyun yazarlarından biri olmadı mı? Hollandalı ressam Van Gogh hayatı boyunca yoksullukla mücadele edip uzun yıllar kaldığı ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde hayata gözlerini yumarken, günümüzde bir tablosu milyonlara satılmadı mı? Sonuç: Yetenek her zaman değerlidir. Görülme zamanları farklı olsa da isimler eserleriyle anılır, ölümsüzleşir. Bugün hala modern dünya üzerinde, hiç keşfedilmeyen insanlar mutlaka vardır. Fakat bu bir şey değiştirmez. Nihayetinde başarmıştır. Kendini bir tek aynadaki siluetine ispatlamış olabilir. Alkışlanır! Anlaşılmaz ise anlamayanın tercihidir. Hayat kimi zaman böyledir. Bazıları saniyeler içinde sanatını ortaya koyar. Bazıları gecelerini, gündüzlerini, saatlerini, hatta bir ömrünü bu uğurda harcar. Bir diğeri onun donanımını hiçe sayar. Ve paragrafların özünü anlatan minik o hikâye böyle başlar… Altmışlık ünlü bir ressam, lokantaya girer. Cebinde parası yoktur ama aldırmaz. Lokanta sahibine yapacağı portresine karşılık yemek yemek istediğini söyler. Güzelce karnını doyurur. Sonra bir çırpıda portreyi çizer masaya bırakır. Kalkarken adam gelir, resme bakar çok beğenir. “Güzel ama…” der lokantacı “Bir dakikada yaptınız bunu, oysa bir saattir yiyorsunuz.” Ressam: “Bir dakika değil o, altmış yıl ve bir dakika.” diye karşılık verir.