Lavinya Dergisi

HEİDİ
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Her çocuğun, hatta belki büyüğün masal kahramanı vardır içinde büyüttüğü. Tavşana, kuşa, ağaca benzetirken bulutları hayal ettiği ve sonra gözlerinin içinin ışıldadığı. Kimi zaman korkusuz, uçan, zıplayan, sihirli derneği olan, kılıcıyla dünyaya kafa tutan! En nihayetinde yargı dağıtan. Belki sadece sevimli olduğu, şirin göründüğü için kalbe taht kuran. Zaman zaman zihinde yer değiştiren, sıralamada farklı zamanlarda birinciliğe oturan. Pizza ve Ninja Kaplumbağalar ikilisini, Dört Silahşör’ü mesela, sahi hangisiydi favoriniz? Donatello diyenlere benim elim eklenebilir. Sonra Taş Devri, Beverly Hills Kızları, Garfield, Pokemon, Red Kit, Casper, Şeker Kız Candy, Tom ve Jerry, Şirinler ve niceleri. İşte tüm o yıllar boyunca ormanda Şirine olmak tüm hayalini süsler. “Eğer uslu bir çocuk olursanız, şirinleri bile görebilirsiniz.” inancına kapılmak ruhunu besler. İçindeki kız çocuğunu yaşı ne olursa olsun bu düşe kaptırmak mutluluk verir. İyi olmak, değil mi tüm ilahi dinlerin, örf ve adetlerin, anneannelerin temelinde bu değeri yaşatmak. Çocuklara nice yazılı, basılı, görsel platformlarda iyilerin kazandığını aşılamak. Fakat iyiler ve kötüler olarak insanları ikiye ayırmak. Nereden çıktı bu kötü kısımda olanlar? Peki, onlara anlatılmadı mı bu masallar? Doğu ve batı sentezi, gelişmişlik düzeyi, bloklar. Neye göre ayrıldı topluluklar? Medeniyetle anılan şu insanlıklar. Bebeklere uzatılan silahlar, ikiyüzlülük ve sahtekârlıklar. Masumların ölümüne göz yuman modern canavarlar. Ama uygar onlar, dünyaya kafa tutanlar. Lakin di-ğer-le-ri için parmaklarını şaklatmazlar. Sadece kendilerinden olanlara şapka çıkarırlar, nüfuslu kalabalıklar. Bilakis kahramanlardan haberdarlar! Lakin umursamazlar. Belki Pinokyo misali burunlarından tanınırlar. Road Runner hızıyla kaosa koşarlar. Maske gibi, yeşil olmayan ama korkunç yüzler takınırlar. Dünden bugüne yaşananlar, dejavu misali ezilen halklar, ölen merhamet duygusu ile şaşıp en sevdiği kahramanın sıralamasıyla oynayanlar. Alp dağlarının eteklerine giderek, dünyadaki tüm kötülüklerden kaçanlar. Doğayla barışanlar, temiz kalbiyle etrafındaki hayatlara dokunanlar. En mühim konularından birinin keçinin ne kadar süt verdiğiyle ilgilenmek olduğu kusursuz yaşamlar. Dostluk, saflık, iyilik üzerine yazılanlar. Ayakkabısını dama atanlar, çıplak ayakla yapılan danslar. Donatello, Şirine siz şöyle durun, artık “Heidi” olmak istiyor kalp. Tüm o gelişmişlik düzeyi ile ölçülen teneke yığınlarını, internet ağlarını, atom bombalarını reddediyor beyin. Dağda, bayırda, bir ağaç tepesinde ilkellikle yaşamak istiyor her nöron. Böylece kötülük olağan gelmeyecek, kulaklar hiçbir haber kanalı dinlemeyecek. İyilik ve kötülük bilinmeyecek. Kötülük kötülüğü izlemeyecek. İyilik şartlara bağlanmayacak. Çocuklar ölmeyecek. Vicdan hep galip gelecek. Heidi gökyüzüne bakıp gülümseyecek.