Lavinya Dergisi

A CLEAN WELL LIGHTED PLACE
Gülşen SARIGÖL

"Yazdığın her harf,yazabildiğin her kelam ölümün elinden kurtardığın serçe kuşudur ve serçe telaşlı değilse öldü demektir"...diyerek kalemini kağıtla buluşturmuş milyonlarca insandan sadece bir tanesiyim...

Uzay boşluğundan siyasi sınırların görünmediği söyleniyordu. Dünyanın, evren içinde tek ve benzersiz bir yapı ile en nizami biçimde döndüğü konuşuluyordu . Bunu konuşan dil, idrak eden beyin, anlayan ve anlatan birey doğumdan ölüme dek bir yer arayışı içinde bölüşemediği şeylerle var oluyordu dünyanın herhangi bir yerindeki siyasal sınırların arasında. Tek kavgasının kendi ile olduğunu anlamakta ısrarcı olan insanoğlu ve insankızı var olmanın yok etmek olduğunu düşünüyordu evvelden beridir... Bir köy, bir şehir, bir ülke yaşam alanı olarak yetmiyor muydu insana? Kendine yer arayan insan faniliğini unutup neden bu kadar aşıyordu haddini? Veyahut farkındaysa faniliğinin ona bu eylemi yaptıran Baki güç neydi? Güçlerin, güçlülerin savaşında var mıydı haklı taraf ? Ya da şu haksız ve güçsüz olarak nitelendirilen öteki kısım; neydi onları bu kadar güçsüz yapan veyahut neydi onları birilerine bu kadar düşman yapan ? Coğrafyanın kader olduğu yerde suç muydu Orta doğuda çocuk olmak? Çocuk ve suç kavramlarının aynı cümlede geçtiği yüzyılda yaşamak yetmez miydi insana yük olarak? Ölümün, öldürmenin güçlü bir eylem haline geldiği dünyada haklı bir eylem miydi yaşamak? Zaten mağlup olduğumuz savaşlar toplamına yaşam demiyor muyduk? Ölüm korkusu , yaşamak hırsından gelen biz acizane varlıklar ; mutluluk kavramını neden bu kadar ağır hale getiriyorduk? Yaşanabilir bir dünya diyoruz ya hani, sahi neresi orası?