Lavinya Dergisi

YALAN
Sıla Nisa ÜNAL

En derin arzumuzdur aslında yalnızlık.

Yalan: Hani şu bize söylendiğinde ortalığı ayağa kaldırıp karşımızdakini hain ilan ettiğimiz ama kendimiz yaptığımızda bahaneler uydurup renklerle kategorize ettiğimiz yalan. Bize göre masum olan beyaz veya kendimizi korumak için söylediğimiz pembe yalan. Ne kadar da akıllıyız değil mi ya da bencil mi demeliyiz. Her zaman kendimizi düşünmek bir yana olsun karşımızdaki insanı kırmaktan korkmayız ama kendimiz çok kırılganızdır. Biri bize yalan söylese bunu nasıl yaptığını bizi kırdığını, hayal kırıklığına uğradığımızı söyleriz. Ama biz bir başkasına yalan söylerken bunları asla düşünmeyiz. Bizim için yalan, gitmek istemediğimiz bir yerden kaçmak, sevmediğimiz insanı seviyor gibi yapmak hatta bazen karşımızdakini kıskandırmak için söylenilen sözlerdir. Bizim gözümüzde gayet masumdur bunlar. Aklımıza iki yüzlü, bencil, kötü kalpli bir insan olduğumuz gelmez asla. Daha çocukken ailemiz veya öğretmenlerimiz tarafından öğreniriz yalanın çok kötü bir şey olduğunu. Bize yalan söyleme, her zaman dürüst ol derler ama biz yalan söylemeyi de onlardan öğreniriz. Eğer bize yapma dedikleri halde kendileri yapıyorsa demek ki anlattıkları kadar da kötü değilmiş diye düşünürüz. Bazen de onlar yüzünden yalan söylemek zorunda kalırız. Özellikle baskıcı bir ailemiz varsa en çok onlara yalan söyleriz. Çünkü biliriz ki doğruyu söylesek bize kızacaklar, bağıracaklar, cezalar verecekler. Bu yüzden en kolayı onlara yalan söylemek. Bulunduğumuz yer, yanımızdaki kişiler hakkında yalanlar. Onlar sayesinde de yıllar geçtikçe profesyonel oluruz yalan söyleme işinde. İlk başta yalan söylediğimizi fark edilse bile o kadar çok söyleriz ki artık o yalana biz bile inanırız. Belki de insanlar bizi zorlamasa, sorumluluklarımız olmasa, karşımızdaki insan kırılmasa yalan söylemek zorunda kalmayız. Ama hayat o kadar basit değil. Evet yalan söylemek çok kötü bir şey ama çoğu zaman bizi kurtarıyor. Elbette ki yakalanana kadar. Bir kez yakalanınca da artık yalan söylemekten korkuyoruz. Ya karşımızdaki insan anlar ve bizimle ilişkisini keserse ya da yalanımızı yüzümüze vurursa diye. Ama biz insanlar artık yalanı bile başka bir yalanla ört bas edebiliyoruz. Bunun için de korkan çok da insan olmayabilir. Bir de olaya şu yönden bakmak lazım evet biz yalan söylüyoruz. Hem de hepimiz. Karşımızdaki insanlara her ne kadar ben yalan söylemem diye ahkam kessek de hepimiz bunu yapıyoruz. Yakalanmazsak ne mutlu bize fakat yakalanırsak işte o zaman kendi kişiliğimizle hareket ediyoruz. Biraz gururlu bir insansak yalan söylediğimiz insanın yüzüne utanarak, sıkılarak bakarız ama birazcık bile gururumuz yoksa zaten hiç umursamayız. Herkesi ve her şeyi bir kenara bırakalım. Biz en çok da kendimize yalan söyleriz. Bu yalanlara inanmak için kendimizi zorlarız. Ait olmadığımız bir yere ait olmak için yalanlar söyleriz kendimize. Sevmediğimiz bir şeyi seviyormuşuz gibi kandırırız kendimizi. Bahanelere sığınırız başımız sıkışınca. Aman ya zaten böyle olacaktı, zaten bundan olmazdı gibi cümlelerle de avuturuz kendimizi. Buradan şunu çıkarmalıyız ki biz bile kendimize karşı dürüst değilken başkaları neden bize karşı dürüst olsun ki? Peki ya yalan olmasaydı. Hepimiz dürüst olsaydık. Sırf biri kırılmasın diye ona yalan söylemek zorunda olmasaydık. Veya ilişkimiz devam etsin diye yaptığımız şeyi yapmamış gibi göstermeseydik. O zaman her şey daha iyi olur muydu? Dürüstlük bize kazandırır mıydı? O zaman dünya daha iyi bir yer olur muydu?