Lavinya Dergisi

LAFLA PEYNİR GEMİSİ
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Peynir; sofranın en sade, en kadim misafiridir. Süt kadar masumdur, ekmek kadar ağırdır. Emeği vardır, bedeli vardır. Tartılır, ölçülür, karşılığı ödenir. Laf böyle değildir. Söylenir, savrulur, unutulur. Peynir kalır, laf dağılır.

Türkçemiz bu ayrımı bilir. “Lafla karın doymaz.” der, “Lafla değirmen dönmez.” der, “Lafla dağ aşılmaz.” der. Bu sözler süs değildir; yaşanmışlığın tortusudur. Denenmiş, yanılmış, bedeli ödenmiş hayatların içinden süzülür. Bazı cümleler bu yüzden dilden dile değil, hayattan hayata geçer.

Bu sözlerden birinin ardında anlatılan o hikâye vardır. İstanbul’da, Edirneli Aksi Yusuf adıyla bilinen bir peynir tüccarı yaşar. Trakya’dan peynir getirir, İstanbul’da satar; artanı deniz yoluyla İzmir’e gönderir. İzmir’de peynir pahalıdır, kâr büyüktür. Yusuf bunu bilir ama Yusuf lafı paradan bol kullanır. Navlunu peşin ödemez, kaptanları oyalar. “Hele peynirler İzmir’e sağ salim varsın.” der, “Parasını sonra veririm.” Söz uzar, vaat çoğalır, para bekler.

Bazı kaptanlar bu söze kanar. Peynir gider, para gecikir. Yusuf her seferinde işi lafa bağlar. Ta ki bir gün, İzmir seferi öncesi bir kaptan “Dur!” diyene kadar.

“Tayfam var, masrafım var.” der.

“Navlun peşin değilse bu gemi kalkmaz.”

Aksi Yusuf yine dener.

“Hele peynirler sağ salim varsa…” derken kaptan sözünü keser: “Efendi!” der, “Lafla peynir gemisi yürümez.” 

“Bu gemiye söz değil, kömür gerekir.”

Yusuf parayı öder. Gemi öyle kalkar. Lafla değil, bedelle.

Bu hikâye peynirle ilgili değildir; hayatla ilgilidir. Boş vaatlerle, süslü sözlerle, ertelenen kelimelerle hiçbir iş yürümez. Güven büyümez, yol açılmaz. İnsan çoğu zaman yabancıdan değil, en yakınından oyalanır. Kan bağı, hatır, geçmiş; lafın kılıfı olur.

“Vaatler geçicidir, bedeller kalıcıdır.

Söz oyalayıcıdır, duruş belirleyicidir.”