Lavinya Dergisi

AİLE VE ÇOCUK
Vildan ÜLKER

En güzeliydi belki de umut edebilmek, hayatın karmaşasında umut ile kalbi dinginleştirebilmek...

Bu yazıyı kaleme alırken sağlıklı ve mutlu ailenizi yakından gözlemlediğim ve
misafir olduğum süre boyunca bana yuva sıcaklığını daima hissettiren;
ŞULE VARAN,
ZEYNEP SENA VARAN,
ALİ EREN VARAN
VE MİNİK KEREM ERAY’IMA SONSUZ TEŞEKKÜRLER…


Bazı evler bazı anlar ve bazı konuşmalar insana umut olur. Karanlıkta kalmışken aydınlığa çıkmamız için önümüzü ışığıyla aydınlatır bazı insanlar. Tam da bu kısımda biz de kendi ışığımızı bulduğumuzda aynı inançla onlara destek olmalı ve karanlıkların doğan aydınlık bir güneş olmalıyız.

Kimse bilmese de o kadar çok ayazda kaldı ki kalbim. Sıcacık bir evin içinde bazen buz tuttu kalbim. Kendime yabancılaştım bazen insan kendini tanıyamaz hale gelebilir mi? Peki bir insanı kendini bile tanıyamayacak hale hangi durum getirebilir?

Herkesin evi vardır aslında ama yuvası olan insan çok azdır. Gözlemlerime göre mutlu aileler de sorun çıkmayan ya da ses yükselmeyen kırgınlık olmayan evler anlamına gelmiyor. Her sorun çıktığında birbirine kenetlenen her tartışma da ses yükseldiğinde bir tarafın seni anlıyorum ama ben de çok öfkeliyim diyerek açık iletişim kurmayı ve kendini ifade etmeyi empoze eden, çözülmez gibi görünen bir sorunda omzunu sıvazlayan bir el, bazense sadece hallederiz deyip durumu normalize eden. Bu aileler sıkıca birbirine kenetlendiğinde sorunu da çözümü de kendi içlerinde ararlar ve böylelikle dünyaya mutlu bir aile ve mutlu bir çocuğun tanımı doğmuş oluyor.

Bu çocuk üzülebilir ama dağılmaz, parçalanmaz. Bu çocuk öfkelenebilir ama duygularını ifade ederek açık iletişim kurmayı da bilir. Duygularının farkında ve bilincinde olduğu için karakteri evirilmez, değişmez. Bir sorun yaşadığında sorumluluk almayı bilir lakin kendine daima destek olan bir ailesi olduğu için güven duygusuyla gelişir hayata kırılgan yaklaşmaz insanları olduğu halleriyle kabullenir.

Bir de kalıplaşmış bir söz vardır. Mutlu aileler birbirine benzer, mutsuz ailelerin bir hikâyesi vardır.

Yanlış, tamamen toplumun dramatize ettiği bir bakış açısı. Evet! Her mutsuz aile bir hikâyedir. Ama hikâyeler sadece kitaplarda okunurken, sonunun mutlu sonla biteceğini bilirken güzeldir. Aksi sadece acı ve realist bir dramdan ibarettir. Günümüzün katilleri, madde bağımlıları, azılı suçluları  bu dramatize ettiğimiz mutsuz ailelerden çıkma olasılığı daha yüksek olan kişileri oluşturur. O yüzden bu sözle yapılan güzelleme, sen özelsin yargısı tamamıyla yanlıştır. Her çocuk, her birey zaten kendi halinde, olduğu gibi özeldir ve her insanın kendisine has bir hikâyesi zaten mevcuttur. Bundan mütevellit kendimizi o mutsuz aile hikâyesi dramasına hiçbir zaman çekmemeliyiz. 

Mutsuz bir aile de öğrendiğimiz bize aktarılan mutsuz bir hikâyemiz varsa kendi hayatımızı, çocuklarımızı bu kalıplaşmış ‘mutsuz aile’, ‘öğrenilmiş duygu’ kalıbının dışında geliştirip yetiştirmek de en iyi seçeneklerden biridir. Kendimizi umutsuzluk içinde yuvarlamanın bir faydası yoktur. Olmuşu değiştiremeyiz lakin olacak olanı istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Tıpkı mutlu aileler gibi. 

Hikâyeleri hiç yok mu sanıyorsunuz, en çok da mutlu aileler sınanır acıyla ama sınandıkları acılarla el ele birbirlerine verdikleri destek ve güven verici bir tebessümle atlatırlar. Acılar hep vardır hayatın doğası gereği yaşadığımız her an bir sınav içerisinde bir acıyla baş başa kalabiliriz. Önemli olan bu acıyla nasıl baş etmemiz gerektiğidir. Mühim olan bu acının içinden geçerken bu acıyı beraber atlatabilmektir. Yalnız da baş edilir acılarla ama aile demek acıyı birlikte göğüsleyebilmek demektir.

Hayatta birçok mutlu aile gördüğümüzü zannediyoruz aslında mutlu değiller sadece aile olmayı bilen sağlıklı bireylerin bir arada olduğu huzurlu bir ev belki de yuvadan ibaretler. Her aile kimi zaman mutlu kimi zaman mutsuzdur. Burada asıl ayrım sağlıklı ve sağlıksız ailenin oluşturduğu yanlış veya doğru algılar üzerine dünyaya gelen çocuklar.

Bir Okul Öncesi Öğretmeni olarak birçok çocuk birçok aile tanıdım. Yokluk içinde olmasına rağmen, annesini veya babasını kaybetmesine rağmen, maddi durumu olmamasına rağmen o kadar gelişmiş ve o kadar geliştirmiş ki kendini üzerine düşülmüş ve ilgilenilmiş bir çocuk olduğu her halinde belli. Fakat bu imkânlardan çok daha iyi imkanlarda yetişmesine rağmen davranış bozukluğu olan, ilgi çekmek ve ilgi odağı olmak için çabalayan. En çok görüldüğünü sandığımız ama aslında hiç görülmemiş olan çocuklarla da tanıştım. Eğitim evde başlar. Sevgi, ilgi, var olan duyguyu görebilme ve anlamlandırabilme yeri geldiğinde sert sınırlar ve sorumluluklar çizebilme evde anne ve baba da başlar. Baştan beri eksikse bu duygular tamamlanması ancak çocuk büyüdükten sonra terapi desteği ile mevcut hale gelir. Uzun süre dayatılmış ve öğretilmiş bilgi aktarımların, kalıplarının değişmesi oldukça güçtür.

Bu yüzden biz mutlu aileler veya mutsuz aileler değil, her iki duyguyla da barışan sağlıklı aileler olmayı hedefleyelim. 

Çok yakından böyle bir aileyi gözlemleme fırsatı buldum iki hafta boyunca ve içimden bir ses şunu söyledi normal bir ailede yetişen sağlıklı bir ailede yetişen her bireyin çok daha başarılı ve normal bir duygu durumu içerisinde olabilir. Bu da günümüzün sorunları olan psikolojik rahatsızlıkları en aza indirger. 

Sevgi ve umut empoze edilerek yetiştirilmiş her çocuk geleceği parlak olması en olası çocuktur. Eksik yanları olsa dahi daima parıldar, ışıldar. Sevgi ve umutla yetiştirelim çocuklarımızı, bir başına aynı evde yaşamanıza rağmen odasında hiç bilmediğiniz acılarıyla bir başına savaş vermesine izin vermeyin daima destekleyici olun. Hataları olsa dahi bu hataları çocuklarınızı muhatap alarak doğrusunun ne olduğunu göstererek aşmalarında yardımcı olun. Bir başına bilmediğiniz dertlerle bırakmayın çocuklarınızı çünkü her yara iyileşmez ve her boşluk doldurulmaz. Çocuğunuzun içinde geçmeyen bir yara ve doldurulamayacak bir boşluk olmayın.

Daima sevin ve sevgiyle kalın…