Lavinya Dergisi

GÖLGE KEDİ
Osman YAVAN

İnanıyorum ‘‘ Elbet Bir Gün! ’’ İnsan dünya’ da ne için var olduğunu anlayacak…

Merdan, gece yarısının sessizliğinde, dar bir alt geçidin başında duruyordu. Nemli taş duvarlar, karanlık gölgelerle örülmüş bir labirent gibi, derin sessizlikle çevrelenmişti. Ayaklarının altındaki mermer merdiven taşları, her adımında soğuk bir ürperti gönderiyordu omuzlarına; sanki taşların kendisi bile geçmişin ağırlığını taşıyordu.

Önünde Hera vardı; karanlıkta parlayan tüyleri, hafif titreşimlerle ışık saçıyor, gözleri kadim bir bilgelik fısıldıyordu. Merdan elini uzattı ve kediyi okşadı; sıcaklığı ve güven veren varlığı, tüm yorgunluğunu emiyor, kalbindeki yalnızlığı bir an için susturuyordu. Hera artık bir kedi değildi; o, koruduğu dostlukların, sadakatin, emeğin ve masum bir bağlılığın sembolüydü.

Ama bir an gözlerini kırptığında, Hera kaybolmuş gibiydi. Kalbi sıkıştı, nefesi hızlandı. Alt geçidin sessizliği, dev bir boşluk gibi yankılanıyordu. Her adımı, boşluğa düşen bir taş sesi gibi, kendi kırgınlığının yankısını getiriyordu.

Merdivenlerin başında, Hera’ya benzeyen ama farklı bir kedi belirdi. Yüzünün bir yarısı donuk, buz gibi felçli gibi; bakışları yabancı, orantısız ve tuhaftı. Merdan bir an durdu, ürperti ve küçük bir korku dalgası bedenini sardı: “Hera mı, değil mi?”

Derin bir nefes aldı ve karanlık bir bodrum katına indi. Orada Hera, tuhaf kediyle karşı karşıyaydı. Çuvallara saklanmış, korkmuş ve savunmasızdı. Merdan, eline süpürgeyi aldı ve çuvallara yavaşça vurdu; her vuruş, içinde biriken adalet, koruma ve öfkeyi dışa çıkarıyordu. Tuhaf kedi hâlâ oradaydı; sessiz bir gölge, hayatın dengesizliklerini, kırgınlıkları ve bencillikleri simgeliyordu.

O an etrafı bulanıklaştı; kalbi hâlâ hızlı çarpıyordu. Gözlerini açtığında, yorganın altında, odasının sessizliğinde rüya sona ermişti. Ama rüyanın ağırlığı hâlâ omuzlarındaydı; bilinçaltı, uyanık hayatın karmaşasını sessizce ortaya koyuyordu.

O sabah, rüyanın etkisiyle Merdan, yaşlı bir bilgeyi ziyaret etti. Bilge, sandalyesinde oturuyor, derin bir sessizlik içinde gözlerini Merdan’ın üzerinde gezdiriyordu.
“Rüyanda gördüklerin sadece hayal değil,” dedi bilge, sesi hem yumuşak hem derindi. “Hera, senin sadakatini, fedakârlığını ve koruma içgüdünü simgeliyor. O eksik suratlı kedi ise, hayatındaki adaletsizlikleri, kırgınlıkları ve bencillikleri temsil ediyor. Sen omuzladığın yüklerle Hera’yı koruyorsun; ama bazıları kendi rahatını seçiyor, senin emeğini fark etmiyor.”

Merdivenler ve bodrum, bastırdığın duyguların ve dile getirilemeyen kırgınlıkların bir yansımasıydı. Korku ve kırgınlık, çuvallara saklanmış Hera gibi gizlenmişti. Süpürge darbeleri, sessiz bir haykırıştı: “Ben hâlâ toparlayan tarafım, hâlâ adaleti sağlamak için buradayım.”

Bilge devam etti:
“Eksik suratlı kedi, hayatındaki dengesizlikleri ve karşılık bulmayan fedakârlıkları simgeliyor. Ama unutma, evladım, senin sadakatin ve emeğin, kırgınlıkların gölgesinde bile ışığını koruyor. Hera’yı korumaya devam eden sensin; eksik suratlı kedi sadece bir gölge. En derin yaralar, görünmez olanlardır; sessiz hesaplaşmalar, rüyanın içinde saklı kalır.”

Rüyanın ardındaki gerçek, yılların sessiz muhasebesiydi. Merdan, arkadaşına sahip çıkmış, herkes dışlarken yanında durmuş, zor zamanında destek olmuş, ailesi gibi gördüğü insanlarla bağ kurmuştu. “Ama zor zamanında yanında kimse olmamış, gösterdiği çabanın değerinin anlaşılmadığını hissetmişti.”

Hera, koruduğu bu bağın sembolüydü; eksik suratlı kedi, gördüğü bencillik ve dengesizliklerin simgesi. Bodrum katı, tüm kırgınlıkların ve dile getirilmemiş hislerin saklandığı yerdi. Süpürge darbeleri, adalet ve düzen arayışının fiziksel tezahürüydü; “Ben hâlâ toparlayan tarafım,” diyordu, hem rüya hem de gerçek hayat aracılığıyla.

Rüya ona şunu söylüyordu: Sadakat, fedakârlık ve sorumluluk, karşılık görmese bile değerini yitirmez. İnsan, bazen emeğini fark ettirmeyi beklemeden, sadece doğru olanı yaparak içsel adaletini korur. Hera’yı korumaya devam eden o, eksik suratlı kedinin gölgesine rağmen, ışığını yitirmeyen oydu.

Ve belki de en değerli kazanımlar, görünmez savaşlarda ortaya çıkıyordu; sessiz fedakârlıkların, sabır ve sorumlulukla birleştiği yerde…

Adım adım merdivenlerden çıkarken, Merdan artık biliyordu: Hera’yı korumak, hayatın dengesizliklerine rağmen, kendi vicdanının ışığını korumaktı. Ve o ışık, en karanlık bodrum katlarında bile sönmüyordu.

“Bazı insanlar hayatımıza bir ayna olarak girer; onlara ne kadar çok şey verirseniz, kendi içlerindeki eksikliği o kadar net görürsünüz. Bu hikâye, eksik parçalarını başkalarının emeğiyle tamamlamaya çalışanlara karşı, kendi tamlığını koruyanların hikayesidir.”