Lavinya Dergisi

BİR PAZAR GÜNÜ (80’LER–90’LAR)
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Bir pazar gecesiydi;
Gölgeler uzamış, zaman ağırlaşmış, gün kendi içine çekilmişti.
Sobanın içi yeni yanmış, odanın bir köşesinde çıtırtı yerini buluyordu.
Kestaneler birazdan pişmek üzere sehpanın üzerinde bekliyor, ev dışarıdan dönecek çocukların adımlarına hazırlanıyordu.



Ama asıl gün çoktan yaşanmıştı.
Yakan topun nefesi, tombilis oyununun dönüp duran ritmi, her düşen topta yerin hafızası…
Ada oyunuyla son bir final yapılıyordu, tebeşirle çizilmiş sınırlar defalarca bozulup yeniden kuruluyordu.
“Bu ada senin, bu ada benim.” deniyor, sonra bütün sınırlar gülüşlerin içinde kayboluyordu.



Zaman ağırdı ama alan genişti;
Güneş çekilene kadar kimse geri dönmüyordu.
Yorgunluk ekrandan değil, koşmaktan geliyordu;
Bedende, izlerde, bileklerde günün izi kalıyordu.
Şimdiki gibi çocuklar sanal dünyalarda yaşamıyordu.



Pazar gecesiyle birlikte sessizlik iniyordu.
Üst baş dışarıdan taşınan kokuyu saklıyor, bütün gürültüyü içinde topluyordu.
Leğen yerde bekliyordu, içinde sabunun beyaz kokusu vardı.
O zamanlar çoğu evde jakuzi yoktu; suyun kendisi yeterdi, temizdi.
Leğenin yanına elbette güğüm eşlik ediyordu.


Televizyonda Bizimkiler oynuyordu. Koş Sevim!
Ses kısık, görüntü karıncalıydı.
Kanallar arasında zapping yapılmıyordu; bir programa oturuluyor, akşam ona bırakılıyordu.
Seçenek azdı fakat dikkat dağılmıyordu.



Ödevler kontrol ediliyor, Pazartesi düşünülüyordu.
Mavi ya da siyah önlükler hazırlanıyordu. Andımız hatırlanıyordu.
Sonra saçlar sabaha uygun hale getiriliyordu.
Şimdiki gibi dağınık saçlarla okula gidilmiyordu.



Eşofmanla okula gitmek diye de bir şey yoktu; düşünülmüyor, asla uygun görülmüyordu.
Pazar gecesi haftanın sessiz bir misafiri gibi başköşeye oturuyordu.
Bugün ise alan daraldı.
Oyunlar ekranlara sıkıştı; dikkat parmaklara ve gözlere kaydı.
Tombilis oyunu, ada, ip, top gitti; yerine tabletler ve telefonlar geldi.
Hız arttı ama temas azaldı.


Ve en çok değişen belki de buydu:
O zamanlar hayat yoruyor ama dolduruyordu;
Şimdi her şey ve herkes çok hızlı ama bu durum insanın içini eksiltiyordu.