Lavinya Dergisi
PİSA KULESİ
1173 yılında Pisa Kulesi’nin temeli atılır. Ustalar plan yapar, taşları dizer. Zemin yumuşaktır ve bu yeterince hesaba katılmaz. Kule daha üçüncü kata gelmeden eğilmeye başlar. İnşaat durur, yıllar geçer, ustalar değişir. Her gelen düzeltmek ister ama yapı artık dümdüz olmaz. Katlar eklenir, denge aranır, o eğim kalır. 1372’de tamamlandığında durum açıktır. Buna rağmen yıkılmaz. Çünkü ağırlığını kendi açısına göre taşır. Dengeyi bu haliyle kurar. Nice depremler yıkamaz, rüzgârlar sarsar ama deviremez. Yüzyıllar sonra bile milyonlarca insan onu görmek için gelir; her yıl yaklaşık beş milyondan fazla ziyaretçi o eğimin karşısında durur, fotoğraflar çekilir.
Bazı ilişkiler de böyledir. Mükemmel diye bir şey yoktur. Kimisi inadıyla sevilir, kimisi kafa tutuşuyla. Biri geri adım atmaz, diğeri susmaz. Bazen zorlar, bazen yorar ama vazgeçilmez. Dışarıdan bakan basit görür, doğru bulmaz ama içinde olanlar bilir; o dengenin nasıl kurulduğunu, kimin neyi taşıdığını… Zaman geçer fakat eğimler Pisa Kulesi’ninkiler gibi yok edilmez, el birliğiyle sıvalanır.
Basit olan, doğru bulunmayan bir aşk, bir dostluk, bir ilişki aslında herkesin sahip olmak isteyip olamadığı o dengenin de kendisidir.
Bir bakıma tencere ve kapak misalidir.
Bu yüzden düz olmadığı ve her şeye rağmen ayakta kalmayı başardığı için o binaya, şu aşka bakılır, hayranlıkla veyahut da fesatlıkla izlenir.
Ne diyelim…
Yüzyıllar önce ve sonra Pisa Kulesi’ne benzeyen aşklar sıradan değildir.
