Lavinya Dergisi

HÜZÜNLÜ IŞIK
Sıla Nisa ÜNAL

En derin arzumuzdur aslında yalnızlık.

        Gök gürültüsünün sesiyle gözlerimi daldığım televizyondan pencereye çevirdim. Televizyona o kadar odaklanmışım ki dışarıda yağan yağmuru fark etmek bir kenara dursun havanın karardığından bile haberim yoktu. Bu gök gürültüsü saatlerdir oturduğum kanepeden kalkmam için bir işaretti sanırım. Oturmaktan uyuşmuş bacaklarımı uzatır uzatmaz o karıncalanma hissi tüm bedenimi ele geçirdi. Kısa süren bu hissin ardından ayağa kalkıp üzerime çeki düzen verdim. Lambayı açmak için uzandığım sırada aniden elektrik gitti. Çocukluğumdan beri karanlıktan çok korkardım. O yüzden olacak ki, karanlık etrafı sarmalar sarmalamaz bir çığlık attım. Koşarak kanepeye uzanıp telefonumu aradım. Fakat bir türlü bulamadım. Ani bir refleksle pencereye koşup perdeyi sonuna kadar açtım. Ay ışığının oturma odama yansımasıyla derin bir oh çektim. Koltuğun yanında duran sandalyeyi çekip pencerenin kenarına oturdum. Dışarıda yağan o muazzam yağmuru izledim. Yağmur damlalarının pencereden yavaş yavaş aşağıya doğru kayışı beni resmen hipnotize etmeye başladı. Her yağmur yağdığında içimde oluşan aynı his tekrarlandı. Gözlerim yağmur damlalarının sessiz yolculuğunu seyre dalmışken karşı binanın penceresinde ışık yandı. Karanlığa alışan gözlerim aniden o pencereye çevrildi. 

        Pencerenin önünde küçük bir kız çocuğu ürkütücü bir şekilde gözlerini dikmiş benim olduğum yöne doğru bakıyordu. Onunla birkaç saniyelik göz göze gelişin ardından gözümü binanın diğer pencerelerine çevirdim. Kızın olduğu pencere hariç hiçbir dairede ışık yoktu. Cam kenarından ayrılıp ışığı kontrol ettim ama elektrik gelmemişti. Kıza bakmak için tekrar pencereye yöneldiğim vakit içeriden bir ses geldi. Olduğum yerde anında dondum. Evde benden başka kimse yoktu. Kendimi korkutmak istemediğim için belki de bir şey düşmüştür diye düşündüm. Hızlı ama temkinli adımlarla pencere kenarına yaklaştım. Küçük kız hâlâ orada duruyordu. Az önceki korkunç bakışları gitmiş yerini sevimli bir gülümseme almıştı. İstemsiz ben de ona karşı gülümsedim. Bir anda sağ elini havaya kaldırıp bana el salladı. Ben de elimi kaldırıp ona salladım ve elimi eski konumuna geri getirdim. Fakat kız elini sallamaya devam etti. Ardından sanki biri ona espri yapmış, onu güldürmeye çalışıyormuş gibi hareketler yaptı. O sırada az önceki ses sanki daha yakından geldi. Hemen arkamı dönüp baktım ama görünürde bir şey yoktu. 

        İçimdeki ürperti daha da arttığından sanki artık hareket edemiyor gibi hissediyordum. Bir yandan telefonumu bulup ışık açmak istiyordum ama sanki yerimden kımıldasam bir şey beni kapacakmış gibi hissediyordum. Bazen bu evde asla tek olmadığımı hissederdim ama bu his ilk kez bu kadar fazlaydı. Her ne kadar salondan gözümü ayırmak istemesem de kafamı tekrar küçük kızın olduğu pencereye yönelttim. Bu kez kızın korkulu gözleriyle karşı karşıya geldim. Kız elini bana doğru uzatmış sanki bir şeyler anlatmak istiyordu. Kız elini daha hızlı salladığı sırada ensemde sıcak bir nefes hissettim. O an sanki tüm vücudum buz kesti. Saç diplerinden başlayan titreme ayak parmaklarıma kadar tüm vücudumu hızlıca dolaştı. Kızın parmağıyla işaret ettiği yere yavaşça döndüm. Ve karşımda duran açık yeşil gözlü, upuzun, simsiyah varlığı gördüm. Tam çığlık atacakken o varlık kocaman eliyle tüm yüzümü kapladı.

        Yataktan çığlık atarak uyandım. Uyanır uyanmaz pikeme sıkıca sarılıp sırtımı duvara verdim. Kendimi garanti altına almak istedim. Kalbimin çarpıntısı geçince yavaşça doğruldum. Uzunca bir nefes aldım. Bu ay aynı rüyayı kaçıncı görüşüm olduğunu bilmiyordum. Bu rüya yüzünden psikolojim iyice bozulmaya başlıyordu. Terliklerimi ayağıma geçirip mutfağın yolunu tuttum. Kendime büyük bir bardak su doldurdum. Suyu tepeme dikiyorken kapı çaldı. Son yudumu da içip bardağı tezgâha bıraktım. Kapıya uzandım ve açtım. Kapıyı açar açmaz donakaldım. Rüyamdakiyle aynı titreme vücudumu esir aldı. Karşımda… o küçük kız duruyordu. Aynı yüz. Aynı gözler. Ve hemen yanında, başını ağır ağır kaldıran simsiyah bir köpek… açık yeşil gözleri karanlığın içinde parlıyordu. Nefesim kesildi. Kız hayal kırıklığı dolu gözlerle gözlerimin içine baktı ve konuşmak için dudaklarını araladı:

        “Bizi neden bıraktın anne?”