Lavinya Dergisi
DEMETER
Bazı günler vardır; takvimden çok vitrinlerde yaşar. Bir bukete, birkaç reklama, süslü cümlelere sıkıştırılır. Babalar Günü, Sevgililer Günü ve en çok da Anneler Günü… İnsan sevgiyi o tarihlerde hatırladığını sanır. Oysa sevgi tarihle değil, tavırla yaşanır. Annelik bir güne sığmaz; çünkü annelik ezber değil, ömürdür. Her doğuran anneye dönüşemez, her büyüten kusursuz kalamaz. İnsanın olduğu yerde eksik, kırgınlık, yorgunluk bulunur. Anne olmak yalnızca bir can taşımak değildir. Kendi sıkıntısını içine gömüp evladına tebessüm bırakmaktır. En sevdiği yemeği herkesten önce bilmektir. Gecenin bir vakti üstünü örtmektir. Hastalandığında sabaha kadar başında beklemektir. Kendi hevesinden sessizce vazgeçip onun hayaline omuz vermektir. Yetişemediği her şey için içten içe vicdan taşımaktır. Çünkü annelik, sahip çıkmaktan önce fedakârlık taşır. Bir çocuğun ruhuna zincir vurmak değil, onun yürüyüşünü uzaktan izleyip düşerse ilk koşan olmaktır. Çünkü evlat annenin kalbinden çıkar ama aklından hiç çıkmaz ve insanın içinde kapanmayan bazı boşluklar “anne” dediği yerden sızar.
Yunan mitolojisinde Demeter adında bir tanrıça yaşar. Toprağın bereketini, ekinin büyümesini, mevsimlerin dönüşünü yöneten güçlü bir ana figürdür. İnsanlar toprağa tohum atarken onun adını anar; çünkü buğdayın sarısı, toprağın kokusu, baharın gelişi onun ruhuyla ilişkilendirilir. Bir gün kızı Persephone kırda çiçek toplarken yer yarılır. Yeraltı tanrısı Hades, siyah atlı arabasıyla ortaya çıkar ve genç kızı karanlık ülkesine götürür. Zeus, bu kaçırılışa sessiz kalır; çünkü tanrılar bazen düzeni, merhametin önüne koyar ama bir annenin içindeki boşluk hiçbir kurala sığmaz. Demeter, günler boyunca kızını arar. Dağ yollarını aşar, kıyılarda sabahlar, rüzgârın içinden onun sesini toplamaya çalışır. Acısı büyüdükçe dünya sessizleşir. Toprak kurur, başak sararmaz, ağaç meyve taşımaz. İnsan ilk kez kıtlıkla tanışır. Çünkü Demeter, bereketini yeryüzünden çeker. İşte kış böyle çöker. Sonra Zeus, korkuya kapılır; dünya sessizleşirse insanlar tanrıları unutacaktır. Hades’le anlaşma yapılır. Persephone, yılın bir bölümünde annesine döner. Döndüğü anda toprak yeniden nefes alır, çiçek açar, dereler çoğalır, dallar yeşile yürür. Bahar, böyle doğar. Güneş, toprağın üstünde daha uzun kaldıkça meyveler olgunlaşır, buğday ağırlaşır, yaz böyle parlar ama Persephone yeniden yeraltına indiğinde Demeter’in içi kararır. Yaprak solar, rüzgâr sertleşir, gökyüzü ağırlaşır. Sonbahar böyle hüzünlenir, kış böyle derinleşir. Mitoloji bu hikâyeyle şunu anlatır: “Bir annenin özlemi mevsim değiştirecek kadar güçlüdür ama sevgi bazen yanında tutmaya yetmez. Çünkü annelik, evladını kafese kapatmak değil; gideceğini bile bile kapıyı açık bırakmaktır.”
Belki de bu yüzden bazı anneler yıllar geçtikçe bilgeleşir, bazıları çocukluğuna yaklaşır. Sert görünen ellerin içinde hâlâ ürkek bir genç kız yaşar. Çünkü her anne, hayalleri olmuş bir kız çocuğundan büyür. Yarım kalan hevesleri, içine attığı cümleleri, kimseye anlatmadığı kırgınlıkları taşır. Dinlediği şarkılar, ezberlediği replikler, gidemediği yollar sessizce içinde kalır. Sonra hayat gelir, omzuna anneliği bırakır ve o kadın, içindeki küçük kızı tamamen susturmadan büyümeyi öğrenir.
Bazen çocuğunun saçını toplarken gençliğine rastlar. Bazen de eski bir şarkıda yıllar önceki kalbiyle karşılaşır. Bir kokuda çocuklaşır, eski bir fotoğrafta uzaklara dalar. Çünkü annelik insanın içindeki kızı yok etmez; yalnızca biraz bekletir.
Anne olmak kimine göre uçsuz bir kuyu, kimine göre uykusuz gecelerin bitmeyen yükü, kimine göre telaşın hiç dinmeyen hâlidir ama yine de tuhaf biçimde güzeldir. Çünkü dünyada hiç kimse, “Aç mısın?” cümlesini bir anne kadar şefkatle söyleyemez ve hiçbir kalp, kendini unutup başka bir kalp için bu kadar içten çarpamaz.
