Lavinya Dergisi

DARISI BAŞINIZA
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Türk gelenekleri yalnızca eski zamanlardan kalmış alışkanlıklar taşımaz; insanın hayatı anlama biçimini de taşır. Çünkü insan, görünen kadar görünmeyenin de var olduğuna inanır. Bu yüzden yolcu uğurlarken su döker, yeni bir eşikten geçerken dua eder, başlayan her güzel şeyin etrafını iyi dileklerle sarar. Her gelenek bir davranıştan çok, hayat karşısında söylenmiş sessiz bir cümle olur. Düğünler de bunun en eski ve en anlamlı örneklerinden birine dönüşür. Çünkü bir yuva kurulur, bir kapı açılır, bir ömür başlamaya hazırlanır.

Eskiden gelin ile güvey yeni evlerine geldiğinde başlarından para, şeker, buğday ve darı serpilir. Bunun altında yalnızca bir tören değil, yüzyılların taşıdığı bir düşünce yatar. Para; bolluğu işaret eder, şeker; hayatın tadını anlatır, buğday ve darı; nimeti simgeler. Hatta varlığı sınırlı olanlar ellerindeki birkaç mısır ya da darı tanesini yeterli bulur. Çünkü insan bilir; bereket bazen çoklukta değil, anlam yüklemekte saklıdır. Bir avuç tanenin içine bir ömürlük dua sığdırır, birkaç küçük parçanın arasına büyük umutlar yerleştirir. Kötülüğün uzaklaşmasını ister, iyiliğin çoğalmasını diler, yeni başlayan bir hayatın yolunu aydınlık etmeye çalışır.

Fakat zaman geçtikçe insan, başka bir gerçeği de fark eder. Hayatın en ağır sınavı çoğu zaman acıda başlamaz. Çünkü hüzne yaklaşmak kolay gelir, yaraya dokunmak kolay görünür, düşene el uzatmak insana güçlü hissettirir. Asıl imtihan, başka bir yerde başlar. Bir başkasının sevincini içtenlikle taşıyabilmekte gizlenir. Onun kazandığını kıskanmadan alkışlamakta, mutluluğuna gölge düşürmeden eşlik etmekte anlam kazanır. Çünkü sevinç, bir ayna gibi davranır; insan karşısında çoğu zaman başkasını değil, kendisini görür.

“Dost, kötü günde belli olur.” denir. Oysa hayat bazen başka bir şey söyler. “Dost, iyi günde belli olur.” Çünkü acının yanında duran çok olur fakat başarıyı alkışlayan, mutluluğu hesap etmeden paylaşan, birinin yükselişine içtenlikle sevinen az olur. Gerçek yakınlık, karanlığa yaklaşmakla değil; ışığı kıskanmadan izleyebilmekle ortaya çıkar.

Belki de eskilerin serptiği o darılar yalnızca bereket için saçılmaz. Belki insanın sevincini kötülükten, hasetten ve eksik niyetlerden korumak için savrulur. İşte bu yüzden “Darısı başınıza.” denir. Çünkü bu söz yalnızca bir temenni olmaz; bereketin, mutluluğun, güzel günlerin ve içten paylaşılan sevinçlerin de bir dileğine dönüşür.

Ve insan, bir başkasının mutluluğuna gerçekten sevinebildiği gün, kendi başına düşecek darının bereketini de hak eder. Darısı başınıza…