Lavinya Dergisi

BİR SINAV MI YAŞAMAK?
Pelin ŞEHİDOĞLU

Sözcükler bir kaç hece lakin bilmezler ki bizim evrenimizde binbir gece.

İnsan hayatı boyunca kaç sınava girer, hiç düşündünüz mü? Okulun ilk günü elimize tutuşturulan optik formlardan başlayıp, yetişkinliğin görünmez cevap kâğıtlarına kadar uzanan bir maraton bu. Üstelik en zor soruların yanında dört şık da yoktur. "Hepsi" seçeneği de bulunmaz. Bazen hiçbirini işaretlemek istemezsiniz ama süre işlemeye devam eder

Küçükken sınavların hayatı belirlediğine inanırdık. Birkaç yanlış yaparsak dünyanın sonu gelecek sanırdık. Sonra büyüdük. Dünyanın sonunun bir matematik sorusundan değil; yanlış zamanda susmaktan, sevdiğine "kal" diyememekten, gitmesi gereken yerde kalmaya çalışmaktan da gelebileceğini öğrendik.

Yaşamak biraz da buna benziyor aslında. Sürekli hazırlıksız yakalandığımız bir sınava. Kimse müfredatı vermiyor. "Bu yıl kayıplar çıkacak," diyen olmuyor. "Üçüncü ünitede hayal kırıklığı var, dikkatli çalışın," diye uyaran da yok. Dostluklardan soru geliyor, aşktan geliyor, evlat olmaktan geliyor, anne babalık yapmaktan geliyor. Bazen de en zor soru, aynaya bakıp kendine dürüst olabilmek oluyor.

İşin tuhafı, hayatta kopya çekmek de pek işe yaramıyor. Başkasının doğru cevabı, sizin yanlışınız olabiliyor. Birinin mutluluğu için çizilmiş yol haritası, bir başkasını çıkmaz sokağa götürebiliyor. Bu yüzden herkes kendi cevap anahtarını, çoğu zaman silik kurşun kalemlerle yazmak zorunda kalıyor.

Belki de mesele sınavı kazanmak değildir. Kimse bu hayattan yüz tam puanla mezun olmuyor zaten. Hepimizin boş bıraktığı sorular, sonradan dönüp bakınca "Keşke..." dediği cevaplar var. Önemli olan, yanlış yaptığımızda yeniden denemeyi öğrenmek. Süre bitti sanırken yeni bir sayfanın açılabileceğine inanmak.

Bir sınav mı yaşamak?

Belki evet. Ama notları kimsenin görmediği, derecelerin ilan edilmediği tuhaf bir sınav bu. Başarının bazen bir gün daha dayanmak, bazen gururunu yutup özür dilemek, bazen de artık taşımadığın yükleri usulca yere bırakmak olduğu bir sınav.

Ve galiba insan, en çok da şunu öğrendiğinde büyüyor: Her soruyu bilmek zorunda değil. Bazen cevapsız kalmak da cevabın kendisi olabiliyor. Çünkü yaşamak; mükemmel işaretlenmiş bir optik form değil, kenarlarına karalamalar yapılmış, silinip yeniden yazılmış, biraz buruşturulmuş ama sonuna kadar elde taşınmış bir sınav kâğıdıdır. Önemli olan da onu başkasının değil, kendi el yazınla doldurabilmektir.