Lavinya Dergisi
ÂLİM VE ZALİM
Âlim kimdir?
Bildiğini yaşayan, bilgisini vicdanı ile yoğuran, doğruluğu menfaatin önünde tutan kişidir.
Peki, zalim kimdir?
Gücünü adalet için değil, kendi nefsi için kullanan; hakkı bildiği hâlde haksızlığı seçen kişidir.
Bu misalde asıl soru şudur?
Karakter miras mı kalır, yoksa inşa mı edilir?
İnsan, doğduğu ailenin kaderi midir; yoksa verdiği kararların sonucu mudur?
Cevap keskin değildir. Eğer karakter miras kalsaydı, iyilerin çocukları hep iyi, kötülerin çocukları hep kötü olurdu. Oysa tarih bu durumun aksi örneklerini anlatır. Marcus Aurelius, bilgeliği ve adaleti ile anılır. Yüzyıllar boyu filozof hükümdar olarak hatırlanır. Ancak oğlu Commodos, aynı sarayda büyümesine, aynı imkânlara sahip olmasına rağmen bambaşka bir karakter sergiler. Baba ile oğlu arasındaki fark, soyun karakter üretmediğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olur.
Buna karşılık Epiktetos köle olarak dünyaya gelir. Ne soylu bir aileye sahiptir ne de arkasında güçlü bir isim vardır. Hayatı boyunca zorluklarla karşılaşır. Buna rağmen düşünceleri yüzyılları aşar ve insanlığa erdemi, iradeyi, ahlakı anlatır. Doğduğu yer kaderi olmaz, seçtiği yol kaderini şekillendirir.
İşte bu yüzden “Âlimden zalim, zalimden âlim doğar.” sözü yalnızca bir atasözü değil, insan tabiatına dair tespit değildir.
Bir anne baba evladına servet bırakır.
Makam bırakır.
Şöhret bırakır.
Soyadı bırakır.
Ama karakter bırakamaz.
İyi huy, miras yoluyla geçen bir mülk değildir. İnsan onu her gün yaptığı tercihlerle inşa eder. Çünkü o yalnızca gördüklerinden ibaret değildir, gördüklerine verdiği cevaplardan da oluşur.
Armut çoğu zaman dibine düşer.
İnsanoğlu çoğu zaman ailesine benzer.
Fakat hayatın o bütün sırrı, çoğu zaman, içerisindedir. Nitekim bazen armut düştüğü yerde kalmaz. Yuvarlanır, farklı bir toprağa ulaşır, farklı bir iklimde olgunlaşır. İnsan da böyledir. Köklerinden iz taşır ama yönünü kendisi belirler. Falancanın kızı, falancanın oğlu olmak tek başına bir değer teşkil etmez.
Sözün özü:
Bir Âlimin oğlu olmak kimseyi âlim yapmaz.
Bir zalimin oğlu olmak da kimseyi zalim yapmaz.
Çünkü insan soyadı ile değil seçimleri ile yaşar.
Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle:
“Biz ona iki apaçık yolu (hayr ve şer yollarını) göstermedik mi?” ( Beled Suresi, 10
Yol gösterilir.
Akıl verilir.
Vicdan donatılır.
Doğru ve yanlışı ayırt etme kabiliyeti lütfedilir.
Sonrasında tercih başlar.
Ve insan, kendi yolunda yürür. Ne babasının adı, ne annesinin şanı ne dedesinin soyu…
Kendi hikâyesini yazar.
Geriye, kimden geldiği değil, ne bıraktığı kalır.
Âlimlik mi?
Zalimlik mi?
