Lavinya Dergisi
DAVETSİZ MİSAFİR
Başımda sabahtan beri giderek şiddetlenen bir ağrı mevcuttu. İlk başta her zamanki gibi telefona fazla baktığım için olmuştur diye düşündüm. Fakat ağrı zamanla orantılı olarak artmaya devam etti. Yüzümü yıkamak için kanepeden kalktığım sırada kapı zili çaldı. Zilin çalması ile içim garip bir ürperti ile doldu. Ellerim bir anda buz kesti. Ne olduğuna anlam veremedim. Kapıya yönelip delikten baktım. Dışarıda yaşlı bir adam duruyordu. Son zamanlarda bu civarlarda çok fazla hırsızlık olayı olduğundan kapıyı açmak istemedim. Tam sessizce arkamı dönmüş giderken zil tekrar çaldı. Bir anlık boş bulunup kapıyı açtım. Karşımda orta boylu, uzun beyaz sakallı, bastonlu yaşlı bir adam duruyordu. Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirerek “Kime bakmıştınız amcacım?” dedim. Adam gözlerimin içine önce sert bir bakış attı. Bakışı içimde garip bir his uyandırdı. Sanki çok sevdiğim birine bir şey olmuş ve onu hissedebilmişim gibi bir his.
Yaşlı adam beni baştan aşağı süzdükten sonra gülümsemeye başladı. “Kızım ben Buse’yi arıyorum. Burada yaşıyormuş.” Dedi. Buse benim ev arkadaşımdı. Yüzündeki gülümsemeye bakılırsa onu gerçekten tanıyordu. Yaşlı adam Buse’nin dedesi olduğunu söyledi. Birlikte oldukları bir resim gösterdi. Amcayı içeri aldım. Ardından uzun yoldan geldiğini ve susadığını söyledi. Bir bardak su almak için mutfağa yöneldim. Saat beşe geliyordu. Buse’nin yakın bir zamanda evde olacağını düşünerek salona geri döndüm. Yaşlı amca suyunu içtikten sonra beni ilk gördüğü zaman attığı o korkunç bakışı tekrar attı. Bu sefer içimdeki his daha da derinleşti. Bir yandan sohbet ederken bir yandan da adamı inceliyordum. Amca yaşlı olmasına ve hatta baston kullanmasına rağmen el kol hareketleri hızlı ve oturuşu çok dikti. Onu arkadan görsem genç biri zannedebilirdim. Kapıda çok dikkatimi çekmemişti ama göz bebeklerinin çok küçük olduğunu dikkatli baktığımda anlayabildim.
Yaklaşık yarım saattir amcayla sohbet ediyorduk. Buse’nin çocukluk anılarından, annesinin yaşadığı sıkıntılardan, torunuyla arasındaki ilişkiden bahsedip duruyordu. Bunca zaman Buse ne ailesi ne de kendisi hakkında bana çok bir şey anlatmamıştı. Yalnızca tüm ailesinin araba kazasında öldüğünü biliyordum. Dedesi de kazadan bahsedince gözlerinde derin bir hüzün oluştu. Ben de ortamın havasını değiştirmek için biraz kendimden bahsetmeye başladım. Çocukluğumdan, ailemden, Buse ile tanışmamızdan bahsettim. Ben bahsettikten sonra Buse’nin benim hakkımda çok şey anlattığından bahsetti. Beni en az Buse kadar tanıyordu. Birkaç küçük sırrımı biliyordu. Bu durum beni çok rahatsız etti. Hangi insan dedesine arkadaşının sırlarından bahsederdi ki?
İçimde yine o garip his dolanmaya başladı. Sanki her an bir şey olacak ama zamanı bir türlü gelmiyor gibiydi. Yaklaşık üç saat geçmişti ki yaşlı adam bir anda sinirlenerek oturduğu yerden bir hışımla kalktı. Yüzüme nefretle baktı. Ne olduğunu anlamadan bana doğru uzanıp yüksek sesle “Dedenin sana selamı var. Mezarını ziyaret et” dedi. Ne demek istediğini anlamamıştım. Kaşlarımı çatarak “Benim dedem sağ amcacım” dedim. Kalbim hızla atarken adamı salonda bırakıp mutfağa hızlı adımlarla yol aldım. Buse bu saate kadar çoktan gelmiş olmalıydı. Hem o adamdan korkmuş hem de arkadaşım için endişelenmiştim. Telefonumu elime alıp hemen onu aradım. Telefonu açar açmaz “Buse deden geldi birkaç saattir seni bekliyor neredesin?” diye sordum. Buse bir süre sessiz kaldıktan sonra “Dedem mi? Benim dedem annemlerle aynı kazada yıllar önce öldü. Bu mümkün değil” dedi. Cümlesinin bitmesiyle telefon elimden düştü. Başım dönmeye, nefesim kesilmeye başladı. Olduğum yerde çıt çıkarmadan donakaldım. Bir anda tüm vücudum titremeye başladı. Hemen tezgâhtan bir bıçak alıp salona koştum. Fakat salonda kimse yoktu. Kapı deliğinden, pencereden baktım ama kimse yoktu. Az önceki adam bir anda nereye kaybolmuştu? Yaşlı birinin bu kadar kısa sürede gözden kaybolması mümkün değildi. O adam kimdi? Benim hakkımda bunca şeyi nereden biliyordu? Daha da önemlisi, bu adam neydi?
Salonun ortasında kalakalmış bunları düşünürken sehpanın üzerindeki su dolu bardağa gözüm ilişti. Adamın su içtiği bardak ağzına kadar doluydu. Gözlerim yaşlarla dolarken kalp atışım kulaklarımda yankılanıyordu. Evde sessizlik kol gezdiği sırada telefonum acı acı çalmaya başladı. Koşarak mutfağa gidip yerde duran telefonuma uzandım. Arayan annemdi. Ama telefon her zamankinden farklı çalıyordu. Telefonu açar açmaz annemin ağlamaklı sesini duydum: "Kızım, dedeni kaybettik.” Ağlamaktan sesi titriyordu. "Ölmeden önce sürekli aynı şeyi sayıklıyordu. Kapıyı açmış... Sonunda kapıyı açmış..."
