Lavinya Dergisi
NEREDEN BAŞLAYALIM?
İnsan hayatının bazı dönemlerinde bir yol ayrımına gelmez aslında; yolun tam ortasında durur. Ne geriye dönecek cesareti vardır ne de ileriye yürüyecek gücü. Biriken yorgunluklar omuzlarına çökmüştür. Yıllardır taşınan kırgınlıklar, söylenememiş sözler, ertelenmiş hayaller ve unutulmuş sevinçler sessizce çevresine dizilir. O zaman insanın içinden tek bir soru yükselir:
Nereden başlayalım?
Bu soru basit görünür. Ama içinde koca bir ömrün ağırlığını taşır.
Çünkü bazen bir evi toplamak değil mesele; yıllardır dağınık duran ruhu toplamaktır. Bazen bir kapıyı açmak değil; içeride kilitli kalmış kendine ulaşmaktır. İnsan, hayatının hangi noktasında kaybolduğunu çoğu zaman hatırlamaz. Kaybolmak bir anda olmaz çünkü. Biraz susarak olur. Biraz vazgeçerek. Biraz da "yarın yaparım" dediği şeylerin altında ezilerek.
Sonra bir gün aynaya bakar ve tanıdık gelen yüzün içinde yabancı birini görür.
İşte o an başlar bütün hikâye.
Çünkü insanın en uzun yolculuğu, kilometrelerle ölçülen değil, kendine doğru attığı adımdır.
Fakat ne tuhaf... Hepimiz başlangıçları yanlış anlıyoruz. Yeni bir yıl gelsin istiyoruz, pazartesi olsun istiyoruz, şartlar düzelsin istiyoruz. Gökyüzünün bizim için özel bir işaret göndermesini bekliyoruz. Oysa hayat, büyük başlangıçları sevmez. Bir tohumun toprağı yarması gibi sessizdir onun başlangıçları. Kimse alkışlamaz. Kimse fark etmez. Ama en büyük dönüşümler, işte o sessiz anlarda gerçekleşir.
Belki de bu yüzden insanın hayatındaki en cesur cümle "başardım" değildir.
"Başlıyorum" cümlesidir.
Çünkü başlamak, sonucu garanti olmayan bir yolculuğa gönüllü çıkmaktır. Düşebileceğini bilerek yürümektir. Kırılabileceğini bilerek sevmektir. Kaybedebileceğini bilerek umut etmektir.
Ve belki de bu yüzden çoğumuz başlangıçlardan korkarız.
Çünkü her başlangıç biraz ölümü andırır. Eski alışkanlıkların, eski korkuların, eski benliğin sessiz vedasını ister. Yeniye yer açabilmek için bazı şeylerin geride kalması gerekir.
Ama insanın unuttuğu bir şey vardır:
Ağaçlar her sonbaharda yapraklarını kaybederken yas tutmazlar. Çünkü bilirler ki dökülen her yaprak, gelecek baharın hazırlığıdır.
Belki bizim de bırakmamız gereken şeyler vardır. Taşıdığımız yükler, yıllardır sırtımızda gezdirdiğimiz pişmanlıklar, artık bize ait olmayan hikâyeler...
Çünkü bazen başlanacak yer, yeni bir yol değil; eski bir yükü yere bırakmaktır.
Nereden başlayalım?
Belki affedemediğimiz birinden değil, kendimizden.
Belki eksiklerimizi tamamlamaktan değil, yaralarımızla barışmaktan.
Belki de hayatı çözmeye çalışmaktan vazgeçip yaşamaya yeniden niyet etmekten.
Çünkü ömür dediğimiz şey kusursuz bir hikâye değildir. Biraz eksik, biraz dağınık, biraz yarım kalmış bir taslaktır. Ve insan, o taslağın üzerinde her gün yeniden çalışır.
Bugün.
Tam da şu an.
Belki mükemmel bir zaman değil.
Belki her şey yerli yerinde değil.
Belki hâlâ korkularımız var.
Ama hayatın güzel yanı da budur zaten.
Başlamak için kusursuz bir gün beklemez.
Sadece küçük bir cesaret ister.
Ve bazen bir ömrün yönünü değiştiren şey, dev bir adım değil; insanın kendi kendine fısıldadığı şu cümledir:
"Nereden başlayalım?"
Sonra içinden sessiz bir ses cevap verir:
"Buradan. Tam da olduğun yerden."
