Lavinya Dergisi
CAM
Cam… Ana maddesi kumdur. Ateşle şekil alır; şeffaflığıyla ışığı içeri buyur eder, manzarayı saklamadan korur. Evlerin penceresi olur, bir insanın ilk çizgisine ayna olur, bazen bir seranın umudu, bazen de bir mabedin vitrayı… Fakat aynı cam kırıldığında, ardında en derin kesikleri de bırakır. Bu yüzden eskiler: “En tehlikeli kırıklar camda değil, canda olur.” dermiş. Çünkü cam teni kesermiş; can ise ömrü.
Eski bir rivayet anlatmaya devam edermiş: “Dünyanın unutulmuş bir köşesinde, Kırık Gönüller Bahçesi varmış. O bahçenin görünmeyen bir bekçisi olurmuş. Yolunu kaybedenler, kıranlar, pişman olanlar bir gün mutlaka o kapıya varırmış. Bekçi, kimseyi geri çevirmezmiş. Kırılanı sabırla onarır, pişmanlığı sessizce kabul edermiş. Bir kez geleni de, ikinci kez geleni de… Aynı yarayı üçüncü kez açanı bile boş çevirmezmiş. Çünkü bazı gönüller affetmeyi yük değil, yaradılış bilirmiş.”
Rivayet anlatmaya devam edermiş ki; “Bahçeden ayrılan herkes biraz daha hafiflermiş. Kıranlar vicdanlarını, kırılanlar acılarını kapının eşiğinde bırakırmış. Fakat yıllar geçse de bekçinin kapısını, onun gönlünü almak için çalan pek olmazmış. Herkes, onun yine anlayacağını, yine susacağını, yine affedeceğini bilirmiş.”
Derken, rivayetin sonuna kim olduğu bilinmeyen biri şu satırları eklemiş:
“Bazı insanlar vardır; kırıldıklarında ses çıkarmazlar. Bir köşeye çekilir, gözleri dolar, kimseye yük olmamaya çalışırlar. Gönüllerini almaya gelen pek olmaz. Çünkü herkes, yaralarını yine kendi saracaklarını, kırgınlıklarını yine kendi içlerinde susturacaklarını, sonunda yine affedeceklerini sanır. Oysa en derin yaralar, en sessiz kalan gönüllerde büyür ve bazen en çok onarmayı bilenlerdir, bir kez olsun onarılmayı bekleyenler…”
