Lavinya Dergisi

TEMMUZ VE AVUÇLARIMIZDAKİ SÜRPRİZ PAKETE DAİR
Gülşah DEMİRCİ

“Susup içime döktüğüm cümlelere boğazımdan geçiş yok Parmak uçlarımla konuşuyorum, duyuyor musun?”

       Hayatın şaşırtmayı seven bir yanı var, hepimiz biliriz bunu. Biliriz de her defasında yenik düşüp yine de şaşırabiliriz. Çünkü hayat, bilinmezliğiyle de bilinir. Zamanın da eli değer şüphesiz; durmadan yaptığımız planlar, aldığımız kararlar, saptığımız yollar nasıl da değişiverir bir anda. Takvimlerden bir ayı daha kopartıp yeni bir ayın eşiğinde dururken düşünce bulutları tepemde, odama yayılan amber ışığın altında hayatın yakamıza büyük bir hünerle iliklediği sürprizlerini sorguluyorum. 

       Büyük bir hüner diyorum, çünkü beklenmedik şeylere uyumlanabilmek de öyle yabana atılamayacak bir meziyet gerektiriyor. Hayat, sürpriz yapmayı iyi bildiği gibi buna uyum gösterebilmemiz için gerekli koşulları da beraberinde hazırlıyor. Önce şaşırtıyor, altüst ediyor, tepetaklak olan hayatımızın ortasında ne yapacağımızı bilmeden bizi yapayalnız bırakıyor; sonra ise aslında her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu bize bir güzel gösteriyor. Anlamak, gerçekten idrak etmek bazen zorlasa da hayatın hüneri burada devreye giriyor işte. Beklenmedik anda uzanan eller, açılan kapılar, yeni beliren yollar, yeniden belirlenen rotalar… Ani yön değişimleri… Sürprizleri bitmiyor hayatın. 

        Düşüncelerin koyulaştığı yerde gözlerim ellerime kayıyor. Her şeye rağmen hayata umutla tutunmaya çalışan ellerime… Kendi diktiğim inanç ağacının en güçlü dalına asılan ellerime… Biraz yorgunlar, biraz da telaşlılar… Her ne kadar aldırış etmemeye çalışsalar da zamanın gölgesi düşmüş üzerlerine. Ne de olsa, bazı gerçeklerden kaçamıyor insan. Ellerimde izliyorum suretimi. Ellerimle inşa ediyorum benliğimi. Ve yine ellerim oluyor bana yoldaş. Şimdi dikkatle bakıyorum onlara. Görünmez bir paketi bırakmış avuçlarıma temmuz.  

       Temmuz… Yaz mevsiminin tam ortası… Güneşin gökte sere serpe uzandığı, tepeden cüretkâr bir selam çaktığı ay… İnsanı iyice tatil havasına sokan, fırsat buldukça denize çağıran zamanlar… Şahsi olarak ise bana yeni bir yaş daha getiren ay. Evet, bir yaş döngüsü daha başladı benim için; mumlar üflendi, dilekler dilendi. Temmuz, kaşla göz arasında avucuma bırakıverdi sürprizini. En iyi ellerim biliyor.  

       Baktıkça amber ışığın altında parmaklarımın arasında dolaşan sürprizlerle dolu hikâyemi sevdiğimi fark ediyorum. Geçmişin yükü kalkıyor böyle, hafiflediğimi hissediyorum. Hatta sadece geçmişin de değil, geleceğin de o kaygı dolu ağırlığı siliniyor yavaş yavaş. İşte o zaman, bir süredir avuçlarımın arasında tuttuğum, bir tek benim görebildiğim paketi açmaya yelteniyorum. Doğum günümden bu yana fırsat bulamadığım için değil, belki de hazır olmadığım içindi bu rötar. Heyecanımı dizginleyerek kurdelesini çözüyorum özenle. Kapağını aralamadan önce duraksıyorum, parmak uçlarımla okşuyorum üzerini. Güzel şeyler özen ister, dikkat bekler biliyorum. Derin bir nefes alıp kapağını kaldırıyorum. Ne geçmiş ne gelecek… An kalıyor geriye… Ve ben ilk defa kocaman sarılıyorum şimdiye. 
        Sürprizleri bitmiyor hayatın. Avucunuza bırakılmış paketi siz de aralayın!