Lavinya Dergisi

TESADÜF
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Sabah camını usulca tıklatan yağmurun sesiyle uyanabilmek… Perdenin arasından süzülen güneş ışığının tenine dokunması… Gün batımının gökyüzüne bıraktığı kızıllığı birkaç dakika sessizce izleyebilmek… Sevdiği biri için hazırlanmış bir kahvaltı… Fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusu… Demlenmiş bir fincan kahvenin buğusu… Çocukların içten kahkahaları… Sevdiğinin yanında gözlerini açabilmek… Sağlıklı bir bedenle yürüyebilmek, derin bir nefes alabilmek… Dostlarla edilen koyu bir sohbet… Kıyıya vuran dalgaların sesi, gökyüzünde yankılanan martı çığlıkları… Bir ağacın gölgesinde serinlemek, rüzgârın tenine değdiğini hissedebilmek…

İnsan, çoğu zaman en büyük armağanlarla sessizlik içinde karşılaşır. Onlar görkemli değildir; gelişlerini ilan etmezler, varlıklarını ispat etmeye çalışmazlar. Tekrar edildikçe olağanlaşır, olağanlaştıkça görünmez olurlar. Belki de insanın hafızası, en çok elinin altında olanı unutmaya meyillidir.

Sonra gürültü başlar. Geçim sıkıntısı, iş baskısı, yetişmeyen zaman, bitmek bilmeyen sorumluluklar, tükenen sabır, artan tahammülsüzlük ve omuzlara çöken yorgunluk… Günler birbirine benzedikçe bakış da değişir. Dikkat, sahip olunanlardan mahrum kalınanlara yönelir. Böylece gözünün önünde duran nice güzellik, alışkanlığın gölgesinde silikleşir. İnsan, kaybettiklerinden önce, sahip olduklarına yabancılaşır.

Palyatif bakım servislerinde yıllarca görev yapan hemşire Bronnie Ware, ölüm döşeğindeki insanların ortak pişmanlıklarını anlattığı kitabında dikkat çekici bir gerçeği aktarır. Hiçbiri daha fazla çalışamamış olmaktan yakınmaz. Pişmanlıkları; sevdiklerine yeterince zaman ayırmamış olmak, duygularını dile getirememek ve yaşamın küçük sevinçlerini sürekli ertelemektir. Çünkü insan, çoğu kez bir şeyin değerini, ondan mahrum kaldığında değil; aslında ne kadar büyük bir anlamın içinde yaşadığını fark ettiğinde kavrar.

Kim bilir… Belki de insanın en büyük yanılgısı, yıllarca peşinden koşacağı kadar kıymetli olanı; tesadüfen karşısına çıktığı için sıradan sanmasıdır. Bir ömür arayıp da bulamayacağı bir ruh eşini, bir dostu, bir fırsatı, bir huzuru ya da hayatını değiştirecek bir güzelliği, kendisine nasip olduğu için olağan zannetmesidir. Belki de hayatın en zarif ironisi budur.