Lavinya Dergisi

BEYAZ CİNAYET
Sıla Nisa ÜNAL

En derin arzumuzdur aslında yalnızlık.

Arabadan iner inmez yüzüme vuran soğuk, yıllar önce babamdan yediğim tokattan daha keskindi. O gün ağlamamak için kendimi zor tutmuşken şimdi soğuktan akan gözyaşım çeneme doğru yol almıştı. Arkamda kalan uzun yol beni sonunda bu ahşap dağ evine getirmişti. Ev, hatırladığımdan daha büyüktü.


 Herkesten uzaklaşmak için bir tatile ihtiyacım vardı. Deniz, kum, güneş pek de benlik değildi. Çocukken ailece yaptığımız yaz tatillerinden nefret ederdim. Hiçbir zaman aile olmayı başaramamış dört kişi, sahte tatillere gider, eğleniyormuş gibi yapar; dönüş yolunda ise sahte rollerimiz bittiği gibi kavgaya başlardık. Sanırım bu yüzden hayatım boyunca hep yalnız kış tatillerini tercih ettim. 


Bu dağ evini iki günlüğüne kiralamıştım. Hem insanların hem de şehrin gürültüsünden kurtulmak bana ilaç gibi gelecekti. Eve girer girmez, dışarının aksine evin sıcaklığı karşısında tüm vücudum titredi. Ev sahibi ben gelmeden önce şömineyi yakacağını söylediğinde çok sevinmiştim. Yolun yarısında bu soğukta tatile çıkmanın çok saçma bir fikir olduğunu düşündüğüm için bu jest bana iyi gelmişti. Yerleşme faslı bittikten sonra güzel bir yemek hazırlayıp şöminenin başına geçtim. Sık sık yalnız kaldığımdan düşünmek için epey vaktim olurdu. Yine düşünmeye başladım. 


Birkaç saatlik huzurun ardından odama çıkıp yatmaya hazırlandım. Şöminenin sıcaklığı ve yemeğin ağırlığı epeyce uykumu getirmişti. Yatağa yattıktan kısa bir süre sonra uykuya daldım. Yüzümde bir nefes hissedip gözlerimi açtığımda saat üçü çeyrek geçiyordu. Yüzüme değen nefes, tıpkı her gece eve sarhoş gelip annemi döven babamın iğrenç nefesi gibiydi. Sanki bir rüya değildi. Uyuduğumdan itibaren o buradaydı. Yatakta doğrulup ışığı yaktım. Oda aydınlanınca az önce delicesine atan kalbim yavaş yavaş normal hızına döndü. Bir müddet ışık açık, yatağın içinde oturdum. O sırada dışarıda karın yağmaya başladığını fark ettim. Yataktan kalkıp pencereye yaklaştım. Her yer bembeyaz ve ıssızdı. Etrafta bir tane bile ev yoktu. Burada birini öldürseler kimsenin ruhu duymazdı. Ev sahibi de muhtemelen iki üç gün sonra gelirdi. Bunun düşüncesi bile içimi ürpertmeye yetmişti. Dışarıda yağan eşsiz güzellikteki karı izlerken bir hareketlilik fark ettim. İlk başta ne olduğunu anlamadım ama daha sonra dışarıda bir kurt olduğunu fark ettim. Kocaman bir kurt, yiyecek bir şeyler arıyor gibiydi. Onun için bu defa bir şeyim olmamasına üzüldüm ve yatağıma geri döndüm.


 Işıklar açık uyumaya karar verip derin uykuma tekrar daldım. Sabaha karşı elimde bir sıcaklık hissettim. Önce bunun bir rüya olduğunu düşündüm fakat sonra sıcaklık; ellerimden koluma ve boynuma uzandı. Bir anda nefesim kesildiğinde sıçrayarak yatakta doğruldum. Bu gece bir şeyler beni uyutmamaya yemin etmiş gibiydi. Sinirden ağlamak üzereydim ki aşağı kattan bir tıkırtı sesi geldi. Bakışlarımı kapıya çevirip sese dikkat kesildim. Kısa bir sessizliğin ardından tekrar aynı sesi duydum. Biraz daha yatakta bekleme kararı aldım. Bir yandan sesi daha iyi duyabilmek için nefesimi tutuyor, diğer yandan da gözlerimi aralık kapıma dikmiş koridora bakıyordum. Derken ses tekrar geldi. Artık dayanamadım ve bir hışımla yataktan kalktım. Elime odada bulduğum bir bibloyu alıp merdivenleri inmeye koyuldum.


 Salona iner inmez lambayı açmaya çalıştım fakat olmadı. Sanırım ampul patladı diye düşündüm. Salondaki tek ışık kaynağı şömine olduğundan koşarak o yöne geçtim. Gözlerimle tüm salonu kontrol ettikten sonra beklemeye devam ettim. Ve ses tekrar geldi. Hem de çok yakından. Gözüm hemen karşımda duran büyük dolaba ilişti. Sanki ses doğrudan oradan geliyordu. Kısa bir sürede cesaretimi toplayıp dolaba doğru yürüdüm ve kapağını bir anda açtım. Kapağı açar açmaz yere bir şey düştü: Bir ceset. Bir insan cesedi. Babamın cesedi. Korkudan dilim tutuldu. Çığlık atamadım. Vücudum deli gibi titremeye başladı ve gözlerim bir anda karardı. Gözlerimi açar açmaz evin soğukluğu tüm vücuduma yayıldı. Kâbusun etkisinden sıyrılıp doğruca alt kata koştum. Büyük dolabın kapağını açtım; dolap tertemizdi. Bir anda üzerimden koca bir yük kalktı. Derin bir nefes aldım. Sakin adımlarla pencereye yaklaştım. Etrafı kolaçan ettim. Geceki kurt hâlâ oradaydı. Yıllar önce öldürüp dışarı attığım babamın cesedi ise muhtemelen onun midesindeydi.