Lavinya Dergisi

ALKIŞ ÇOKTAN BAŞLAMIŞTIR
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Beethoven, 9. Senfoni’nin ilk icrasında orkestranın başında durur. Salon doludur, müzik yükselir, sonra bir yerde susar. Salon ayağa kalkar, alkış başlar. Beethoven ise hâlâ orkestraya dönüktür. Ellerini hareket ettirir, tempoyu vermeyi sürdürür, çünkü artık duyamaz. Sonunda biri onu omzundan tutup seyirciye çevirir, Beethoven o zaman görür. Salon ayaktadır, alkış çoktan başlamıştır.

Bazen hayat da birini böyle bir yerden tutup çevirmek zorunda kalır. Sevdiği kadının hep orada olacağını sanır. Aynı sesin evin içinde dolaşacağını, aynı yüzün bir gün daha karşısında oturacağını, aynı elin omzuna dokunacağını düşünür. Bir süre sonra alışır. Kadının anlattığı hikâyeyi daha önce dinlemiştir. Aynı şeyi kaçıncı kez söylediğini bilir. Başını sallar, yarım bir gülümsemeyle dinler. İçinden, “Bunu da biliyorum.” der. Sonra bir gün o ses susar ve hayatının ne kadar büyük bir bölümünü o sesin üzerine kurduğunu ancak sessizlikte anlar.

Dostlar için de böyledir. Aranır ama aranmaz. “Bir ara görüşelim.” denir. O ara bir türlü gelmez. Çünkü herkesin cebinde sınırsız bir zaman varmış gibi yaşanır.

Çocukların büyümesi de böyledir; onların hep aynı yaşta kalacağı sanılır. Oysa çocuk dediği şey, gözünün önünde büyür ve bir gün kapıdan çıkıp kendi hayatına gider. 

Kaybetmeden önce hiçbir şeyi kaybetmiş saymaz. Asıl yanılgı budur. Sevdiği kadını, dostunu, çocuğunu, evini, sesleri, küçük alışkanlıkları hayatın doğal düzeni sanır. Sanki hayat bunları her sabah yeniden yerine koyacakmış gibi davranır. Oysa hayatın hiçbir şeyi garanti etme huyu yoktur.

Bir gün bir ses eksilir.

Bir sandalye boş kalır.

Bir telefon artık çalmaz.

Bir kapı aynı şekilde açılmaz.

Ve yıllarca fark etmeden yaşanan şeyin aslında ne kadar büyük olduğu o boşlukta öğrenilir. Belki de en büyük trajedi, sahip olduklarını küçümsemesi değildir. Onların geçici olduğunu bile bile kalıcıymış gibi yaşamasıdır.

Beethoven alkışı duyamaz ama biri onu çevirir ve görür. Belki bütün hayat, bir gün böyle bir omuz dokunuşuyla karşılaşmamak için biraz daha dikkatli yaşamaktan ibarettir.

Sevdiği kadın konuşurken gerçekten dinlemek. Bir dost “Arayacağım.” dediğinde beklemek yerine aramak. Çocuğu yanından geçerken ona bir kez daha bakmak. Çünkü bazı şeylerin kıymeti, kaybolduklarında anlaşılır ama o zaman kıymetini bilmenin artık hiçbir faydası kalmaz.

“Alkış çoktan başlamıştır.

Yalnızca dönüp bakmakta geç kalınmıştır.”