Lavinya Dergisi

KAHRAMANIM ŞİRİNE
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Her şeyin bu kadar kolay erişilebilir olmadığı yıllar… 90’lar, 80’ler, 70’ler ve daha öncesi… Bir çizgi filmi izlemek için yayın saatini bekleyen, televizyondaki program akışına göre gününü güzelleştiren, şimdiki gibi istediği her şeye iki tıkla, bir ekran kaydırmayla ulaşamayan kuşaklar… O kuşaklar ki kimi Ninja Kaplumbağalar’la dünyayı kurtarır, kimi Minnie Mouse’la paten kayar, kimi Jetgiller’le uzaya çıkardı. Benimkisi Şirine’ydi.

O yıllarda Şirinler’in yayın saatini beklemek, çocukluğumun en güzel heyecanlarından biriydi. Ormanın içindeki rengârenk mantar evler, birbirinden farklı karakterler ve her bölümde yaşanan maceralar… Hepsi beni başka bir dünyaya götürürdü. Ama benim gözüm sarı saçlarıyla hemen fark edilen Şirine’deydi.

Beyaz kupürlü elbisesi, topuklu ayakkabıları, güzelliği ve şirinliğiyle büyülerdi. Üstelik yalnızca güzel değildi; akıllı, bilgili, kültürlü ve etkili konuşan bir karakterdi. Aynasını çıkarıp saçlarını taraması, süslenmeyi sevmesi ve girdiği ortamda dikkat çekmesi de cabası! Ben de sarı saçlıydım; aynaları, süslenmeyi ve ilgi odağı olmayı severdim. Hazırcevaplığım da ona benzettiğim özelliklerim arasındaydı. Belki de Şirine’ye duyduğum hayranlığın bir nedeni, onda kendimden izler bulmamdı.

Şirinler Köyü’nün mantar evleri de hafızamda ayrı bir yer tutar. Hepsi birbirini tamamlayan, aynı mimari anlayışı yansıtan küçük evlerdi. Köyde herkesin kendine özgü bir karakteri vardı; Usta Şirin; icatlarıyla, Gözlüklü Şirin; bitmek bilmeyen anlatımlarıyla, Obur Şirin; yemek tutkusuyla, Şakacı Şirin ise sürprizleriyle öne çıkardı. Farklılıklarına rağmen birlikte yaşar, birbirlerine destek olurlardı. Şirin çilekleri ise iştah kabartırdı. Gargamel ve kedisi Azman’ın tehditleri de bu küçük dünyanın maceralarını eksik etmezdi.

Bugün kırklı yaşlarımda geriye baktığımda, çocukken sevdiğim bazı şeylerin hâlâ benimle olduğunu görüyorum. Saçlarım yine sarı. Aynaları, süslenmeyi, hızlı cevaplar vermeyi ve dikkat çekmeyi seviyorum. Dostluklara önem veriyor, arkadaşlarımla vakit geçirmekten ve insanlarla iletişim kurmaktan mutluluk duyuyorum. İçinde çilek olan her şeye bayılıyorum. Gezdiğim şehirlerde de benzer bir uyum arıyorum. Eski ya da yeni olması önemli değil; mimarisiyle bütünlük taşıyan, kendine özgü çizgisini koruyan yapıtlar beni etkiliyor. Çocukken mantar evlerde dikkatimi çeken o düzeni, bugün seyahatlerimde de arıyorum. Demek ki insanın çocuklukta içine işleyen bazı ayrıntılar, yıllar sonra bile seçimlerine yön verebiliyor.

Şirine’ye duyduğum hayranlık da çocukluğumun bir köşesinde kalıp unutulmuş değil. Hâlâ Şirinler Köyü’nü görmek, mantar evlerin arasında dolaşmak, bir günlüğüne Şirine olmak ve onun gibi dans etmek istiyorum. Bunlar belki başkasına küçük ya da çocukça gelebilir; benim içinse yıllardır canlılığını koruyan, yüzümü gülümseten istekler.

Üstelik insanın içinde yalnızca tek bir hayal olmuyor. Gitmek istediği ülkeler, yaşamak istediği deneyimler, kendine sakladığı küçük ya da büyük dilekler birikiyor. Bazılarını gerçekleştiriyoruz, bazılarını erteliyoruz; bazılarıysa yıllar geçse de içimizde yerini koruyor.

Ama hayatın bize ne kadar zaman tanıyacağını bilmiyoruz. Hep daha sonra yaparız, başka bir zaman gideriz, bir gün mutlaka gerçekleştiririz diyoruz. Oysa o “Bir gün”ün gelip gelmeyeceğinden emin değiliz. Bu yüzden bizi heyecanlandıran şeyleri ertelememeli, hayallerimize hayatımızda yer açmalıyız. Çünkü insanın içinde yaşattığı hayallerin de bir ömrü var. Onları gerçekleştirmek için beklerken, hayatın kendisini kaçırmamak, kısacası sıklıkla “Şirinlemek” gerek.