Lavinya Dergisi

GÜZELLİK ÇAĞLAR BOYUNCA: DEĞİŞEN BEDEN ALGISI
Nurten K. TOSUN

Rakamlardan öykülere yolculuk. Kalem, kağıt, düş ve pamuk şeker eşliğinde...

Yaklaşık 30 bin yıl önce yontulan “Willendorf Venüsü”; belirgin göğüsleri, geniş kalçaları ve çıkık karnıyla tarih öncesi sanatın dikkat çekici örneklerinden birini oluşturur. Günümüzün güzellik anlayışıyla değerlendirildiğinde kusur sayılabilecek bu özellikler, geçmişte farklı anlamlar taşır. Peki, bir zamanlar değer verilen beden özellikleri bugün neden eleştiri konusu hâline gelir?

Paleolitik Çağ'da Willendorf Venüsü gibi kadın figürleri, dolgun hatları nedeniyle doğurganlık ve bereketle ilişkilendirilir. Ancak bu heykelciklerin kesin anlamı bilinmez; arkeologlar onları toplumsal kimlik ve sembolik inançlar açısından da değerlendirir.

Neolitik Çağ'da yerleşik yaşamın ve tarımsal üretimin yaygınlaşmasıyla insanın doğayla ilişkisi değişir. Kadın figürleri farklı topluluklarda çeşitli sembolik anlamlar kazanır. Bu nedenle tarih öncesi toplumların ortak bir güzellik anlayışına sahip olduğunu söylemek doğru olmaz.

Antik Yunan'da ideal beden, oran ve simetri ilkeleri doğrultusunda biçimlenir. Heykeltıraş Polykleitos'un “Doryphoros” adlı eseri, anatomik dengeyi ve ölçülü oranları öne çıkarır. Böylece insan bedeni, estetik bir idealin ifadesine dönüşür.

Rönesans'ta Antik Çağ'ın sanat anlayışı yeniden önem kazanır. Titian'ın “Urbino Venüsü” adlı tablosu kadın bedenini idealize edilmiş bir biçimde sunarken Barok dönemde Peter Paul Rubens'in eserleri dolgun ve hacimli hatları öne çıkarır. Bu farklılıklar, sanatın tek bir beden tipini değişmez güzellik ölçüsü olarak kabul etmediğini gösterir.

Günümüzde medya ve sosyal medya, ince bel, düz karın ve belirgin hatları ideal görünümün göstergeleri olarak sunar. Filtreler, dijital düzenlemeler ve sürekli karşılaştırma, insanın kendi bedeninden memnun kalmasını zorlaştırabilir. “Beden olumlama” yaklaşımı ise fiziksel farklılıkları kabul etmeyi ve insanın değerini görünüşüne indirgememeyi savunur. Çünkü sağlıklı yaşamak için bedene özen göstermekle başkalarının onayını kazanmak uğruna onu sürekli değiştirmeye çalışmak aynı şey değildir.

Tarih, güzellik ölçülerinin değişmez olmadığını açıkça gösterir. Bir dönemin estetik kabulü, başka bir dönemin eleştirisine dönüşebilir. Buna rağmen insan, güncel ideallere uyum sağlamak uğruna yaşamın kendisini ikinci plana atabilir. Peki, güzellik ölçüleri değiştikçe insan kendisini her yeni modaya göre yeniden mi biçimlendirmelidir? Dün beğenilen bugün kusur, bugün ideal olan yarın demodeyse bütün bu çaba kimin içindir?

Üstelik insanın göbeği, beli ya da kalçası hakkında herkesin bir fikri vardır. Kendi hayatını düzene sokmaya vakit bulamayanlar bile başkasının bedenini düzeltmeye zaman ayırır. Ne büyük bir özveri!

Belki de asıl mesele, insanın aynada nasıl göründüğünden çok, aynadan uzaklaştığında nasıl yaşadığıdır. Çünkü güzellik modası değişir, beden yaşlanır, ölçüler unutulur; ancak başkalarının beğenisini kazanmak uğruna harcanan yıllar geri gelmez. İnsan bütün ömrünü karnını içine çekerek geçiremez; bir noktada nefes almak, hatta rahatça yemek yemek ister. Her moda değişir de insanın içine çektiği göbek için kimse geriye dönüp teşekkür etmez!