Lavinya Dergisi
KUSUR
“Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını.”
Denk geldiğimiz bazı anlara hapsoluruz. Her zaman mükemmel görünmezler; nitekim insan gözüne önce kusurlar çarpar. Çünkü eksik olanı görmeye meylimiz daha fazladır. Bazıları, birindeki kusuru sevmenin ne kadar yüce bir eylem olduğunu anlatırken böbürlenir. Oysa sevgi sadaka değildir. Sevgi, birini tüm varlığıyla kabul etmektir; çoğu zaman ise bağışa indirgenir. İki kişi arasındaki kuvvetli bağı bir lütuf gibi değerlendiremeyiz.
Manzaralara bile kusursuz gözlerle bakamayız. Hâlbuki manzara, onu seyredenin içinden geçerek şekil alır. Sıfatlarımızdan arınsak geriye ne kalır? Yitire yitire kazandığımız öz bize sahici bir duruş mu verir, yoksa kırılgan bir egoyu mu büyütür? Sonunda benliğimizde tanıdık bir sima bulamamak büyük bir kayıptır. Kendi yüzümüzle fazlaca meşgul olursak başımızı hayatın yüzüne çeviremeyiz. İçimize gömüldükçe ağırlaşır, kaldıramadıkça dünyayla aramıza mesafeler koyarız. Bazılarımızı bu mesafeler beslerken çoğumuz niçin içerisinde bulunduğunu bile anlayamadığı kendilik kapanına sıkışmıştır.
Kimsenin kimseyi alkışlamadığı bir dünyada ritmi bulmaya çalışmak ise çoğu zaman beyhude bir çabadır. En ufak erdem kırıntısına rastlamamaya alışmakla matah bir şey yapmış olmayız yine de umut ederiz ki hayat, her anımıza, bütün ışığıyla işlemenin bir yolunu bulur.
